Pages

Subscribe:

8 Oca 2009

Ne olurdu sabretseydi

.

Übey ibni Kâ’b radıyAllahu anh anlatıyor:Peygamber Efendimdimiz (S.A.v) şöyle buyurdu:
Birgün Mûsâ Peygamber insanları etrafına toplamış konuşuyordu.

Halktan biri:
"En bilgili kimdir?"diye sordu.

Mûsâ aleyhisselâm:
"En bilgili benim"dedi.

Mûsâ Peygamberin"En bilgili benim" demek yerine,"Kimin daha bilgili olduğunu Allah bilir"demesi gerekirdi.
Böyle demediği için Allah Teâlâ onu uyardı ve şöyle buyurdu:

"İki denizin bitiştiği yerde kullarımdan biri var.O senden daha bilgilidir."

Bunun üzerine Mûsâ aleyhisselâm:
"Yâ Rabbî!Ben o kulunu nasıl bulabilirim?"diye sordu.

Allah Teâlâ da:
"Bir sepete tuzlanmış bir balık koyup yola çık.Sepetteki balık nerede kaybolursa,o bilgili kulumu orada bulursun"buyurdu.

Mûsâ aleyhisselâm emredildiği şekilde bir sepete tuzlanmış bir balık koydu.Sonra da hizmetkârı Yûşâ’yı alıp yola çıktı.Günlerce yol yürüdüler.Bir akşam vakti iki denizin bitiştiği bir yere vardılar.İyice yorulmuşlardı.Sepeti yere bırakıp uyudular.
Onlar uyurken tuzlu ölü balık canlandı.Sepetten sıyrılıp kurtuldu,denize daldı.O sırada uyanan Yûşâ,balığın denizi yararak gittiğini gördü,Buna şaşıp kaldı.
Hz.Mûsâ uyanınca,gece serinliğinde tekrar yola koyuldular.Kuşluk vakti girince Hz.Mûsâ yorulduğunu anladı.
Daha önce böyle bir yorgunluk duymamıştı.

Yûşa’ya:
"Yemeğimizi getir,yiyelim.Nedense çok yoruldum"dedi.

Yûşâ:
"Bak hele!İki denizin bitiştiği yerde,kayanın dibinde biz uyurken balık canlanmış,denize dalıp gitmişti.Sana söylemeyi unuttum.Onu bana şeytan unutturdu"dedi.

Hz.Mûsâ:
"Bizimde aradığımız bu idi.O bilgin kişiyle balığın kaybolduğu yerde buluşacaktık"dedi.Sonra geri dönüp o kayanın yanına geldiler.Kayanın dibinde,elbisesine iyice bürünmüş yatan bir adam gördüler.

Hz.Mûsâ:
"Selâmün aleyküm"diye seslendi.

Yatan adam yüzündeki örtüyü açarak doğruldu.Bu Hızır aleyhisselâm idi.

Hz.Mûsâ’nın selamını duyunca:
"Hayret doğrusu!Senin bulunduğun yerde böyle selâm ne gezer!"dedi.

Hz.Mûsâ:
"Ben Mûsâ’yım"dedi.

"İsrailoğullarının Mûsâ’sı mı?diye sordu Hz.Hızır.

"Evet,o"dedi Hz.Mûsâ.
Sonra da

"Allah Teâlâ’nın sana öğrettiği bilgilerden bana da öğretmen için yanında kalabilir miyim?" diye sordu.

Hızır:
"Sen benimle hiç mi hiç edemezsin,
Ey Mûsâ!Bende Allah’ın kendi ilminden bana verdiği öyle bir bilgi vardır ki,sen onu bilemezsin.
Sende Allah’ın verdiği öyle bir ilim vardır ki,onu da ben bilemem"dedi.

Onun bilgisinden faydalanmayı çok isteyen
Hz.Mûsâ:
"Beni inşAllah sabırlı bulursun.Sana hiçbir işinde karşı gelmeyeceğim"dedi.

Hızır:
"Öyleyse,ben sana açıklayana kadar,yaptığım bir işi niçin öyle yaptığımı sormayacaksın,tamam mı?"dedi.

Hz.Mûsâ,ona birşey sormayacağına söz verdi.Böylece anlaştılar.
Deniz kenarında konuşarak yürümeye başladılar.Oradan geçmekte olan bir gemiye bindiler.Hızır’ı tanıyan gemiciler onlardan ücret almadılar.
O sırada bir serçe,geminin kenarına kondu,Gagasını denize daldırıp bir yudum su aldı.

Hızır,Mûsâ’ya serçeyi gösterdi:

"Bak Mûsâ!Benim bilgimle senin bilgin,Allah Teâlâ’nın bilgisini,bu serçenin denizden aldığı bir damla su kadar bile eksiltmez"dedi.

Sonra da geminin tabanındaki tahtaları sökmeye başladı.
Hz.Mûsâ onun yaptığı işe şaştı kaldı:

"Adamlar beş para almadan bizi gemilerine bindirdiler.Sen de kalkmış geminin tahtalarını söküyorsun.İçindekileri batırmak mı istiyorsun?"dedi.

Hızır aleyhisselam Hz.Mûsâ’ya dönerek:
"Ben sana benimle olmaya dayanamazsın,demedim mi?diye söylendi.
İşte o zaman Hz.Mûsâ hatasını anladı.

"Dalgınlığıma ver.Artık sana bir zorluk çıkarmam"diye özür diledi.
Ona verdiği sözü gerçekten unutmuştu.
Gemiden indikten sonra yine yürümeye başladılar.Çocukların oyun oynadığı bir yere geldiler.
Hızır aleyhisselâm çocuklardan birini tuttuğu gibi boynunu koparıverdi.

Hz.Mûsâ dayanamadı:
"Öldürmeyi gerektirecek bir suç işlemeyen günahsız ve tertemiz bir çocuğu nasıl öldürüyorsun?"diye çıkıştı.

Hızır aleyhisselam ona:
"Ben sana, benimle edemezsin,demedim mi?"dedi.

Hz.Mûsâ:
"Eğer bundan sonra sana birşey sorarsam,artık benimle arkadaşlık etme"dedi.

Oradan ayrıldıktan sonra yine yürüyüp gittiler.Önlerine bir köy çıktı.İyice acıkmışlardı.Köy halkıdan yiyecek birşeyler istediler.Fakat köylüler onlara hiçbir şey vermediler.
Köyün içinden geçerken yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler.Hızır aleyhisselâm eliyle işaret ederek duvarı doğrulttu.

Hz.Mûsâ Hızır’a dönerek:
"İsteseydin,hiç olmazsa yaptığın bu iş karşılığında bir ücret alabilirdin"deyince,

Hızır aleyhisselâm:
"Bu andan itibaren ayrılalım"dedi:

Hz.Mûsâ’nın söyleyecek birşeyi kalmamıştı.Hızır aleyhisselâm,Hz.Mûsâ’nın anlamakta zorluk çektiği olayların içi yüzünü anlatmaya başladı:

"Tahtalarını söktüğüm gemi,denizde çalışan birtakım yoksul kimselere aitti.Gemiyi özellikle kusurlu hale getirmek istedim.Çünkü varacakları şehirde,her sağlam gemiyi sahiplerinin elinden alan zalim bir kral vardı.Geminin tahtalarını sökmek suretiyle o yoksullara iyilik etmiş oldum.Nitekim o zalim kralın adamları gemiye el koymak istediler.Fakat kusurlu olduğunu görerek bundan vazgeçtiler.O yoksul gemi sahipleri de sökülen tahtaları yenisiyle değiştirerek gemilerine sahip oldular.

"Başını kopardığım çocuğa gelince,onun annesi ve babası Allah’a inanmış iyi kimselerdi.Büyüdüğü zaman çocuğun onları azdırmasından ve dinden çıkarmasından korktuk.Bu çocuğun yerine Allah Teâlâ’nın o anne ve babaya daha temiz ve daha şeftakli bir çocuk vermesini diledik.

"Doğrulttuğum duvara gelince:Bu duvar o köydeki iki yetim çocuğa aitti.Duvarın altında onların eline geçmesi gereken bir define vardı.Bu çocukların babası iyi bir insandı.Allah Teâlâ,o çocukların ergenlik çağına gelince defineyi çıkarmalarını diledi.Ben bu işleri kendi görüşümle değil,Allah Teala’nın buyruğu ile yaptım.

"İşte sabredemediğin olayların açıklaması budur."

Peygamber Efendimiz Mûsâ ile Hızır kıssasını anlattıktan sonra şöyle buyurdu:


"Allah Mûsâ’ya rahmet etsin.

Ne olurdu sabretseydi de,aralarında geçecek diğer maceraları Allah Teâlâ bize anlatsaydı."



İktibas

0 Söz sizde: