Pages

Subscribe:

21 Haz 2009

Demek tesbihatın mânevî bir cazibesi var.


Risâle-i Nurları tanıdıktan sonra dost, kardeş ve talebelerin ihmâl etmemesi gereken namaz tesbihâtını aksatmadan yapmaya çalışıyorum.
Namaz tesbihâtını her hal ve şartta yapabilmek, onun ezberlenmesiyle mümkündür.
Namaz tesbihâtı bütün bölümleriyle az bir gayretle iki-üç günde rahatlıkla ezberlenir.
Gençliğimizde ihmâl edersek, ömür boyu tesbihâtı kitaba bağlı yapmak zorunda kalırız.

Üstadımız namaz tesbihatını tarikat-ı Muhammediye (asm) olarak nitelendirmektedir.
İmam-ı Rabbânî Hazretleri de seyr-i sulûk-u ruhânîde en parlak, en nûrânî sözlerin Hz. Muhammed’den (asm) mervî sözler olduğunu ifade etmekte.
Öyle ise namaz sonrasında, Asr-ı Saadetten bu zamana, hatta kıyamete kadar gelen ümmet-i Muhammediye içinde
Hz. Muhammed’in (asm) riyaseti altında küllî bir daire içindeki şahs-ı mânevîye dahil olarak, küllî ubudiyete mazhariyet için namaz tesbihatına önem vermeliyiz.

Hizmetle ilgili işler dahi namazın tadil-i erkân ile kılınmasına ve tesbihatın ihmaline sebep olmamalıdır.

Namaz tesbihatının ruhları cezbeden mânevî etkisi vardır.

Geçmiş yıllarda birkaç arkadaş, birlikte ev tutarlar.
Gayeleri, hem Nur Risâlelerini okuyarak mânevî feyz almak, hem de namaz tesbihatlarını düzenli olarak yapmaktır.
Ev işlerini taksimü’l-a’mâl ile paylaştırıp, günlük-haftalık temizlikleri aksatmadan yaparlar.
Dışarıdan gelen insanlar, her yeri tertemiz olan ve düzenli bir hayatın yaşandığı bu bekâr evini görünce hayretlerini dile getirirler.
Bu Nur talebeleri; “Bir tek adam seninle hidâyete gelse, sahrâ dolusu kırmızı koyun, keçilerden daha hayırlıdır” hadis-i şerifinin ifade ettiği mânâ gereğince,
kendilerinin mânevî dertlerine derman olan Nur Risâlelerinden istifade etmesine vesile olmak için
Kemal ismindeki arkadaşlarını, evlerine misafir etmeye karar verirler ve kendisini davet ederler.
Alınan karar gereği, kendisine hiçbir iş yaptırılmaz.
Zaman zaman sohbet ederek ilgilenilir.
Ders vermek kastıyla değil, fıtrî sohbetler yapılır. Namaz kılmadığı için, namaz vakitlerinde herkes namaz kılarken
illâ ki onun da kılması için ısrar edilmez, lisan-ı hâl ile örnek olunur.

Bir gün sabah namazı kılınıp tesbihat yapılmakta ve misafir olan Kemal yatakta yatmaktadır.
Sabah tesbihatını yapan arkadaşımız bir yerde tesbihatı karıştırır; Kemal yorganı açıp hemen hatırlatır ve arkadaşlarına:

Kardeşim siz nasıl insanlarsınız, bana bugüne kadar namaz kılmam için ısrar etmediniz.
Ben bu günden sonra sizinle birlikte ibadetlerimi yapacağım” diyerek kalkar.

O günkü sabah namazı, onun için yeni bir başlangıç olur.
Kemal, namaza kalkmadığı halde her sabah dinleyerek tesbihatı ezberlemiştir.
Demek tesbihatın mânevî bir cazibesi var.

Namaz tesbihatındaki “Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin
bi adedi külli dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîrâ
” üç defa tekrar edilerek,
Peygamberimize (asm) dert ve devâlar adedince salât ve selâm getirilmesi, her tesbihat yaptığımda dikkatimi çekmekte,
hastalık ve şifaların belirli sayıda olabileceği hatırıma gelmekteydi.
Bu salâvâtın nasıl külliyeti ifade edeceğini idrak edemiyordum.
Şifahanede kaldığım günlerde bu dert ve devâların nasıl küllî bir mânâ ifade ettiğini az da olsa anlama fırsatı buldum.
İnsan, âlemi kendi penceresinden görüyor.

Hiç hastalık çekmeyenler, hergün binlerce insanın hastanelerde dertlerine devâ aramasını
ve Şafi-i Hakikî’nin şifa ihsan etmesini anlayamıyor.
Yeryüzündeki altı milyon insandan, günlük hastanelere müracaat ederek dertlerine devâ arayanların istatistiki araştırması yapılsa,
on doktorun vizite yaptığı bir hastaneye günlük bin (10x100=1000) kişinin müracaat ettiği görülecektir.
Yeryüzündeki hastahanelere, günlük, milyonlarca insanın, dertlerine devâ için müracaat ettiği görülecektir.

Dert ve devâlar, sadece hastanelerle sınırlı değildir.
Yeryüzü eczahanesinde sayısız dertlere devâlar sunulmaktadır.
Dert ve hastalıklar, belki belirli sayıda olduğu düşünülebilir.
Fakat devâ ve âfiyetlerin sonsuz olduğu anlaşılıyor.
Hastalanmayan insan ve mahlukatın hayatı, deva ve sağlıkla devam etmektedir.
Ömrümüzün sağlıkla geçen günleri de, hastalık sonrası devaya mazhariyetle geçen günler gibi devaya mazhardır.
Demek devâlı günler hastalık öncesini ve sonrasını kapsamaktadır.

Bu salavâtı tesbihatta tekrar ederken küllî dert ve devâları nazara almalıyız.
Cenâb-ı Hak, tesbihâtı şuurlu bir şekilde yapmayı nasip etsin.
Şirket-i mâneviyeden hissemizi ziyade eylesin. Âmin.


Talip ÇİÇEK

23.11.2007

1 Söz sizde:

umut~~hüzün dedi ki...

dün yorumun öyle okumuşum kii..rüyalarıma girdi..aktardan havlıcan soruyom:P bide çamfıstıgı:)
inşallah notumu aldım.fırsatım olunca gidip alıcam. anneme de söylüyorum..bizimkiler de bir laf var..külli seyin sebebi derler..görelim mevlamm neyller neylerse güzel eyler ablacım..ilgin düşüncen için çok teşekkür ederim..aallaha emanet ol
selam dua