Pages

Subscribe:

5 Kas 2009

Bir güzel insan, güzel NURCU Şaban Abimizin mekânı cennet olsun..


Duyduğumdan beri gözyaşlarım kurumuyor..Yine güzel bir insan daha, bizleri bu fâni, gurbet dünyada bırakıp, vatan-ı aslîsi olan cennete dönüşte berzah âlemine göçtü..Ömrümüze NUR tohumları serpen, hayatımıza bir ömür boyu pusula olacak Nurdan nasihatlerle, bizleri, koca bir nesli yetiştiren, bu aziz insana vefâ borcu nasıl ödenir ki..Rabbim ebeden râzı olsun, biz râzıyız ve şâhidiz ki Şaban Abimiz hakikatli bir Nur talebesiydi..Bilmem ki bu hüzün nasıl gider bu kalbden..): Tek derman: "
İnnâ Lillahi ve İnnâ İleyhi raciun" Azîz rûhuna el-Fâtihâ..


Yeni Asya bugünlere gelirken


“Cebİmde ekmek param olsa mutlaka gazetemi alır evime götürürüm.”


Bu ifadeler geçen gün telefonla görüştüğümüz Karabüklü değerli dostumuz Yusuf Tunç’a ait. Hanımı, Bursa’da okuyan kızına telefon ediyor: “Kızım mutlaka Cevşen’ini oku. Yeni Asya’yı da almayı ihmal etme.”

1990’lı yıllarda Yenibosna’daki ihtilafta maddeten ve manen büyük fedâkârlıklarda bulunan Yusuf Beyler gibi gayyur okuyucular sayesinde bugünlere geldi Yeni Asya. İnşaallah istikbale de böylesi fedakârlarla gidecek.

Yeni Asya’yla niye bu kadar uğraşıldı, uğraşılıyor? Onca uğraşmalara rağmen nasıl ayakta kaldı?

Bu soruların cevabını herkes kendi dünyasında bulabilir. Kusur gözüyle bakınca kusur bulmamak mümkün değil. Ama rıza ve memnuniyet gözüyle bakıldığında hataların dahi görülmediği bir gerçek.

Tabiî hayalci olmamak lâzım. Kusur arayanlar insaf ve vicdanla baktıklarında kusurlar elbet dikkate alınır ve düzeltilir. Rıza ve memnuniyet gözüyle bakanlar da Polyannacılık oynamamalı. Hatalar, eksikler görülmeli; daha iyiye, daha mükemmele, daha güzele ulaşabilmek için gayret gösterilmeli.

Bir defa Yeni Asya gibi Üstad Bediüzzaman’ın “medyadaki dili” olabilecek bir gazete bulunmalı ve onun daha güzel, daha mükemmel olabilmesi için yekvücut hâlinde çalışmalı.

Yekvücut, tekyürek olduktan sonra elde edilemeyecek başarı olamaz. Üstad da hep bunun üzerinde durmaz mı? İhlâs Risalesi’nde (2. Düstur) ne güzel anlatır: “Bu hizmet-i Kur’aniyede bulunan kardeşlerinizi tenkit etmemek ve onların üstünde faziletfüruşluk nevinden gıpta damarını tahrik etmemektir. Çünkü, nasıl bir insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, kalp ruhun ayıbını görmez. Belki birbirinin noksanını ikmal eder, kusurunu örter, ihtiyacını yardım eder, vazifesine muavenet eder. Yoksa o vücud-u insanın hayatı söner, ruhu kaçar, cismi de dağılır.”1

Geşmişte acısıyla tatlısıyla bir kısım olaylar yaşadık, bugünlere geldik. Geçmişten gerekli dersleri alıp geleceğe ümitle, şevkle bakmamız, yönelmemiz gerekiyor.

Ama şu soruyu kendi kendimize mutlaka soralım: “Yeni Asya bu noktada mı olmalı?”

Buna, “Evet” dememiz mümkün değil. “Hayır” diyorsak mutlaka birşeyler yapmamız gerekir. Hem Üstadın “basındaki dili” diyeceğiz, hem de ona şayeste bir faaliyet içerisine girmeyeceğiz, bu mümkün değil.

Çıkaranları ve okuyanlarıyla kolları sıvamanın zamanı gelmedi mi? Yeni projeler, yeni faaliyetlerle yeni bir Yeni Asya hedefimiz olmalı.

Dipnot:

1- Lem’alar, s. 222.

Şaban Döğen
27.10.2009


0 Söz sizde: